Salı, Mayıs 30, 2006

Opus Magnum..

Aslında Blind Guardian için Opeth'den daha önce yazı yazmış olmam garip gelebilir. Ama şu anlık Opeth'e bir Opus Magnum gözüyle baktığımdan sıralamamda bir hata görmüyorum. Opeth garip bir grup. Grup üyelerinin İsveç'li olması ve normalde benim tanımında "İsveç" sözü gecen herhangi bir hedeyi sevmiyor olmam garipliği daha da iyi açıklıyor. Gerçi 29 Mart'taki o unutulmaz konser sırasında vokalist Mikael Akerfeldt'in üzerine nefret ettiğim Ljungberg'in forması atıldığında Mikael'in "Hey, this man is a cock!" demesi İsveç'li olmasına rağmen benim kafadengim olabileceğini gösteriyor. Sohbet etseydik anlaşailirdik belki.. Ehm neyse.
Garipliğin bir başka tarafıda ne söyliyim mi:
Şu anda Playlist'ime bakıyorum da, 96 tane parça var. Üşenmedim, saydım.
Bu 96 parçanın;

62'si Opeth'e,-..ki bu Opeth'in tüm parçaları demek oluyor.-
29'u Blind Guardian'a,
4'ü Feridun Düzağaç'a,
1'i My Dying Bride'a,
1'i de Louis Armstrong'a ait..
62+29+4+1=96 doğru saymışım eet.
Sağlamamızı da yaptıktan sonra, şunu söyleyeyim ki, şarkıların tümünü dinledim. Fakat bir şarkı dikkatimi çektiğimde sanki o şarkıyı hiç dinlememiş gibi hissediyorum ve saatlerce 1 şarkıyı dinliyorum. Bu şarkı da 1-2 istisna hariç -Gandalf's Rebirth, A kiss to Remember.. etc.- Opeth'e ait oluyor..
Mesela son 5 günden bahsedeyim.
The Night and the Silent Water; kendisi çok çok önceden de dinlediğim ve zamanında öyle pek de haz almadığım bir parçaydı. 3 gün önce denk geldi tekrar. Daha önce bu şarkı değildi benim dinlediğim ya?!?? Defalarca dinledim, ki online olan arkadaşlarıma da bu durumu paylaştım, kendilerine de zorla dinlettirdim(bizimoolan?=))
2 gün öncesi.. Ghost of Perdition. Ghost Reveries albümünü nispeten diğerlerinden daha ruhsuz bulmuş, kendisine pek de ısınamamışımdır.. Ama o gün Mikael'in o muhteşem solosuna denk geldim.. Halbuki daha önce de dinlemiştim bu parçayı?? Sanki 3., 4. dinleyişimden sonra daha manalı geliyor o haykırışlar, daha fazla içime işliyor.. Konser sırasında değerini bilemediğime yanarım ben..
Açıkçası burada o 62 şarkının 62'sinden de teker teker bahsetmekten haz alırım. Fakat yazının uzunluğuyla okunabilirliğin ters orantılı olduğuma inandığımdan nispeten kısa keseceğim. Biliyorum, Opeth'e karşı haksızlık bu yaptığım..
Aslında burda o kadar bahsetmek istiyorum ki The Twilight is my Robe'dan, The Drapery Falls'dan, The Apostle in Triumph'dan.. Her biri hakkında paragraflar dolusu yazı yazmak istiyorum. Ama şimdi zamanı değil..
Biraz evvel Opeth'in benim için bir Opus Magnum olduğunu söylemiştim.. Ama Opeth'in de içinde bir Opus Magnum var. Çekirdeğe iniyorum gittikçe. Evet; Face of Melinda..
O kadar ünvanı var ki benim kalbimde bu şarkının, hangisini yazacağıma şaşırıyorum. Hayır yaz-a-mayacağım. Beni tanıyanlar biliyorlar zaten bu şarkının benim için ne olduğunu..
En son Face of Melinda'dan bahsedeceğim demiştim kendime bu yazıyı yazmadan önce ama atladığım birşey var, kalbimden geçen sırayla yazıma devam edeceğim..
29 Mart 2006.. Evet. Bu tarih benim için hayatımın en önemli 3 gününden birini oluşturuyor.
"1. 25 Şubat 2006
2. 3 Temmuz 2005

3. 29 Mart 2006"

Açıkçası bir gün hayatımın en önemli günü diye kalbime girmeyi başardıysa emin olun ki o gün çok büyük bir şey yaşanmıştır.
Gerek İstanbul'da kazandığım dostlarla, gerek konser anıyla, gerek tuvalette The Drapery Falls'u dinleyemediği için ağlayan elemanla o gün aklıma kazındı. Şimdi söyleyemediğim daha çok şey var o gün için.

Aslı Abla bana "Bu sözü sözü çok dikkatlice kullan" dedi. Bunu göz önünde bulundurarak ;
Anıl, Günhan, Alican, Ömür, ve hatta Burak. Şu anda sizi anıyorum ve hepinizin "öpüyorum kalbinden.."

2 Comments:

Blogger Yahuda dedi ki...

Lan öpüp durma be. :)

00:42  
Blogger Mitican dedi ki...

La Hakkaten yün yumağı; düşündüm de şimdi, ya öpüyorum, ya da dövüyorum seni.. Buna bir hedeler yapmamız gerek..

11:17  

Yorum Gönder

<< Home