Cumartesi, Ekim 21, 2006

Garip

Günlerden Cuma. Saat 20.11. Babam’lardayız; zira iftara davetliydik. Ben son anda yetiştim iftara, Saat 16.15’te dersaneden çıktım. Daha erken çıkacaktım aslında, Alper’imle takılacaktım iftara kadar, fakat Betül’le sohbete takıldım, yaklaşık yarım saat kadar. Nazlı’da katılınca sohbete, gör sen cümbüşü. Atışmalar had safhada; Mitican altta kalır mı hiç?

İftar 17.31’de okundu bugün galiba, imsakiyeye gidip bakmaya üşeniyorum şu anda, 16.25’te kartinge vardım dersem, 40 dakika falan Alper’le sohbet ettik. Bugün sabah geldi İstanbul’dan. Özlemişim, ayrılmayalı uzun zaman olmasa da… Dün de Çağlar gelmişti, 6 günlüğüne ama olsun.. Bu bayram güzel geçecek gibi.

İftar bitti, herkes kendi kovuğuna, ben de bilgisayarın başına.. Biyoloji’yi boşladım, biliyorum diyorum ama çözdüğüm her testten bir yanlış eksik olmuyor. Ne eksik, ne de fazla, hep 1 yanlış… Hep ama.
Bir süre NSS oynadım, 24 yaşındayım. Chievo’daydım, Transfer oldum Manchester United’a, değişiklik iyi geliyor bazen.. Ama sadece “Bazen”..

Save Game’ime devam ettim The Conquerors’da; 2 vs 2. Takım arkadaşım Hardest cpu, rakiplerim de… Çökme safhasındayım. Bizimoolan olsaydı eğlenirdik, kesin o ilk önce saldırıya uğrardı. Sonra misafir olarak gelirdi diyarıma, komşu olaraktan devam ederdik oyuna, sonrasında o altın bulamaz Hussar+Skirmisher kasardı, ben Palad kasardım, İnsan biraz ekonomi yapar yahu.
Yarım saat sürmedi heralde bu iki oyuna zaman ayırmam. Bir yandan Şeyma “Bana Kaantır aç, oynayacağım” diyor, ben kalkmamak için hala çaba sarfediyorum.

İçimde nedensiz bir sıkıntı var. Ne Fuat Saka, Ne Eric Cartman, ne de Opeth dindirebiliyor sıkıntımı. My Dying Bride dinlemek istiyorum sanki, ama hayır, iyi olmalıyım ben; en azından Hüküm Günü’ne kadar..
Eğlenceli birşeyler yazmak için açtığım bu Word sayfası bile beni eğlendiremiyor.. Yanlış olan bir şeyler var.. Hata değil bu. Bilerek, isteyerek yalnış yapıyorum sanki..

Pes ediyorum; The Dreadful Hours çalıyor şu anda..

Öyle anlarda öyle şeyler dank ediyor ki insanın kafasına, sormayın gitsin. “Ulan ben bunu nasıl düşünemedim ki” diyorsun, takıldığım her Geometri sorusunu Mustafa Hoca’yla beraber çözdükten sonraki verdiğim tepki gibi.

Önemli olan aşık olduğunuz kişi değil, aşkınızdır.

Ben unutuyorum(!) her seferinde, fakat siz, unutmayın..

Herkes kendi mutluluğunu sağlarsa, kimse kimseyi mutlu etmek zorunda kalmaz. O yüzden ilk önce kendi mutluluğunuzu düşünün. Empati de yapın, ama abartmayın..

Yazmaya devam ettikçe daha da sıkılacağım gibi..

“..My soul released a fluttering sigh..”

En olmadık anda, en olmadık lyric aklıma takılır zaten..

Kalın sağlıcakla..

2 Comments:

Blogger Aslı "TILSIM" Palabıyık dedi ki...

O son şarkı sözü ile yıktın geçtin be Miticim.

13:59  
Blogger Mitican dedi ki...

kıha

17:05  

Yorum Gönder

<< Home